Springen naar inhoud


Hikayelerim


  • Please log in to reply
Er zijn 141 reacties in dit onderwerp

#31 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 25 december 2006 - 16:06

soru nasıl sorulmalı?

Iki arkadas, hararetle tartisiyormus. Tartistiklari konu, sigara icerken Incil okunup okunmayacagi imis. Sonuc alamayinca hikaye bu yaa Papa'ya sormaya karar vermisler. Papa'nin yanina gidip sirayla sorularini sormuslar. Biri olumsuz cevap alirken digeri, izin almayi basarmis.

Izin alamayanin sordugu soru:
- Papa hazretleri, Incil okurken canim sigara icmek istiyor, icebilir miyim?
- Oglum, Incil okunurken Tanri'yla ilgilenmen lazim. O sirada dikkatinin dagilmamasi lazim. O yuzden Incil okurken sigara icilmez.
Izin alanin sordugu soru :
- Papa hazretleri, sigara icerken canim Incil okumak istiyor, okuyabilir miyim?
- Oglum, her nerede ve ne kosulda olursan ol, Incil okuma istegi duyarsan okuyabilirsin.
Kissadan hisse:
1) Esas olan, aldigin cevap degil, sordugun sorudur
2) Beceri; almak istedigin yaniti alabilecegin soruyu sorabilmektir.

Cemel Dosce


#32 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 25 december 2006 - 16:20

ayakkabıcı

AYAKKABICI, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu izlemekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama küçük bir dükkân için yeterliydi Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle… Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu.
Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkandan dışarı fırlayıp: Küçükk!. diye seslendi. Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir harika!. Çocuk, ona dönerek: Gerçekten çok güzeller!. diye tebessüm etti. Ama benim bir bacağım doğuştan eksik. Bence önemli değil!. diye, atıldı adam. Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki! Kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı ya da imanı. Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü: Keşke imanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi. Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp: Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki? Çok basit!. dedi, adam.
Eğer imanımız yoksa cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hatta sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler... Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işaret ederek: Baktığın ayakkabı, sana yakışır!. dedi. Denemek ister misin? Çocuk, başını yanlara sallayıp: Üzerinde 30 lira yazıyor, dedi. Almam mümkün değil ki!. İndirim sezonunu, senin için biraz öne alırım!. dedi adam. Bu durumda 20 liraya düşer. Zaten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder. Çocuk biraz düşünüp: Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!. dedi. Onu kim alacak ki? Amma yaptın ha!. diye güldü adam. Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım. Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı.
Adam, devam ederek: Üstelik de öğrencisin değil mi? diye sordu. İkiye gidiyorum!. diye atıldı çocuk. Üçe geçtim sayılır. Tamam işte!. dedi adam. 5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zaten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!. Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkana girdi. İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynısıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek 'Benim satış işlemim bitti!.' dedi. Sen de bana, bunu satsan memnun olurum. Şaka mı yapıyorsunuz? diye kekeledi çocuk. Onun tabanı delinmek üzere.Eski bir ayakkabı, para eder mi? Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş.. dedi, adam. Antika eşyalardan haberin yok her halde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30- 40 lira eder. Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları, üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rüyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rüya. Adamın heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kağıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek: Bana göre 20 lira yeterli.. dedi. İndirim mevsimini başlattınız ya!.. Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip: Babam haklıymış!. dedi. Sakat olduğum için, üzülmeme hiç gerek yok!. demişti.

Cüneyd Suavi

Cemel Dosce


#33 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 08 januari 2007 - 14:19

Geplaatste afbeelding

Cemel Dosce


#34 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 09 januari 2007 - 16:35

su içmeleri haram

su içmeleri haramVaktiyle uyanık bir müslüman, caminin önüne bir çeşme yaptırır. Çeşmenin üzerine de kocaman bir levha şeklinde; 'Bu çeşmeden müslümanların su içmesi haramdır' ibaresini yazdırıp astırır.

Bu tuhaf olay önce kadıya sonra da padişaha kadar ulaşır. Adamı çağırırlar:

"Sen caminin önüne çeşme yaptırmışşın. Bir de üzerine şöyle şöyle bir yazı yazdırmışşın. Seni bozguncu herif!" diye de adamcağıza çıkışırlar.

Adam padişahın huzurunda:

"Durun hele efendim, arz edeyim..." der, "bir de beni dinleyin. Ben bunu bir meseleyi anlatmak için yaptım. Bakın bugün cumartesidir, gidin havradan bir yahudi hahamını alıp getirin."

Padişahın emriyle giderler, hahamı alıp getirirler. Bütün Yahudi cemaati, hahamın arkasından gelir:

"Bu bizim din adamımızdır. Bize nasihat ediyor, vaaz veriyordu. Kanuna aykırı bir şey söylemedi ki, alıp buraya getirdiniz" derler.

Çeşme yapan adam: "Bırakın gitsin" der. Bırakırlar Hahamı!

Sonra adam:

"Ertesi gün Pazar. Gidin kiliseden birde papazı alıp getirin" der, giderler papazı da getirirler. Ayni şekilde bütün hıristiyan cemaati papazla birlikte gelirler ve:

"Bu bizim din adamımızdır. Bize vaaz ediyordu. Kanuna muhalif bir şey söylemedi, bırakın" derler.

Çeşme yaptıran adam: "Bırakın gitsin" der. Ve sonra yine:

"Bu gün de şehrin en büyük camisi olan şu çeşme yaptırdığım caminin hocasını vaaz ederken kürsüden indirip getirin" der.

Giderler, hocayı kürsüden indirip getirirler. Bir de bakarlar ki, hoca iki polisin ortasında tek başına tıpış tıpış geliyor. Camide ise cemaat bir birbirlerine homurdanıyorlar... Gördün mü?.. İşte böyle yaparlar!.. Senin ne işin var siyasette?.. Sen hoca adamsın!.. Kıyamet hocalardan kopacak!.. Ağzını tutsaydın!.. derlerken çeşmeyi yaptıran adamcağız:

"Gördünüz mü? İşte ben bunu anlatmak istedim. Müslümanların bu halleriyle çeşmeden su içmeleri reva mıdır?"

Cemel Dosce


#35 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 09 januari 2007 - 16:46

Tuzlu Kahve

Kıza bir partide rastlamıştı.. Harika birşeydi. O gün peşinde o kadar
delikanlı vardı ki... Partinin sonunda kızı kahve içmeye davet etti.
Kız parti boyu dikkatini çekmeyen oğlanın davetine şaşırdı ama tam bir
kibarlık gösterisi yaparak kabul etti. Hemen köşedeki şirin kafeye oturdular.
Delikanlı öyle heyecanlıydı ki, kalbinin çarpmasından konuşamıyordu.
Onun bu hali kızın da huzurunu kaçırdı...

“Ben artık gideyim” demeye hazırlanırken, delikanlı birden garsonu çağırdı.

“Bana biraz tuz getirir misiniz” dedi. “Kahveme koymak için.”
Yan masalardan bile şaşkın yüzler delikanlıya baktı. Kahveye tuz! Delikanlı
kıpkırmızı oldu utançtan ama tuzu kahvesine döktü ve içmeye başladı.

Kız, merakla “Garip bir ağız tadınız var.” dedi.. Delikanlı anlattı: “Çocukken
deniz kenarında yaşardık. Hep deniz kenarında ve denizde oynardım.
Denizin tuzlu suyunun tadı ağzımdan hiç eksilmedi. Bu tatla büyüdüm ben.
Bu tadı çok sevdim. Kahveme tuz koymam bundan. Ne zaman o tuzlu tadı
dilimde hissetsem, çocukluğumu, deniz kenarındaki evimizi ve mutlu
ailemi hatırlıyorum... Annemle babam hala o deniz kenarında oturuyorlar.
Onları ve evimi öyle özlüyorum ki...”

Bunları söylerken gözleri nemlenmişti delikanlının... Kız dinlediklerinden
çok duygulanmıştı. İçini bu kadar samimi döken, evini, ailesini bu kadar
özleyen bir adam, evi, aileyi seven biri olmalıydı. Evini düşünen, evini
arayan, evini sakınan biri... Ev duyusu olan biri... Kız da konuşmaya
başladı. Onun da evi uzaklardaydı. Çocukluğu gibi...

O da ailesini anlattı. Çok şirin bir sohbet olmuştu... Tatlı ve sıcak.
Ve de bu sohbet öykümüzün harikulade güzel başlangıcı olmuştu tabii...
Buluşmaya devam ettiler ve her güzel öyküde olduğu gibi, prenses,
prensle evlendi. Ve de sonuna kadar çok mutlu yaşadılar. Prenses
ne zaman kahve yapsa prensine içine bir kaşık tuz koydu, hayat boyu...
Onun böyle sevdiğini biliyordu çünkü...

40 yıl sonra, adam dünyaya veda etti. “Ölümümden sonra aç” diye
bir mektup bırakmıştı sevgili karısına. Şöyle diyordu, satırlarında: “Sevgilim,
bir tanem. Lütfen beni affet. Bütün hayatımızı bir yalan üzerine kurduğum
için beni affet. Sana hayatımda bir tek kere yalan söyledim.. Tuzlu kahvede.

İlk buluştuğumuz günü hatırlıyor musun? Öyle heyecanlı ve gergindim ki,
şeker diyecekken ‘Tuz’ çıktı ağzımdan. Sen ve herkes bana bakarken,
değiştirmeye o kadar utandım ki, yalanla devam ettim. Bu yalanın bizim
ilişkimizin temeli olacağı hiç aklıma gelmemişti. Sana gerçeği anlatmayı
defalarca düşündüm. Ama her defasında korkudan vazgeçtim.
Şimdi ölüyorum ve artık korkmam için hiçbir sebep yok...

İşte gerçek: Ben tuzlu kahve sevmem! O garip ve rezil bir tat.
Ama seni tanıdığım andan itibaren bu rezil kahveyi içtim.
Hem de zerre pişmanlık duymadan. Seninle olmak hayatımın
en büyük mutluluğu idi ve ben bu mutluluğu tuzlu kahveye borçluydum.
Dünyaya bir daha gelsem, herşeyi yeniden yaşamak, seni yeniden
tanımak ve bütün hayatımı yeniden seninle geçirmek isterim,
ikinci bir hayat boyu daha tuzlu kahve içmek zorunda kalsam da...”

Yaşlı kadının gözyaşları mektubu sırılsıklam ıslattı. Lafı açıldığında
birgün biri, kadına “Tuzlu kahve nasıl bir şey?” diye soracak oldu..

Gözleri nemlendi kadının...
Çok tatlı!.. dedi...

Cemel Dosce


#36 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 12 januari 2007 - 14:22

ATEŞ VE SU
Ates bir gün suyu görmüs yüce daglarin ardinda
sevdalanmis onun deli dalgalarina.
Hirçin hirçin kayalara vurusuna,
yüregindeki duruluga
Demis ki suya:

Gel sevdalim ol,
Hayatima anlam veren mucizem ol...
Su dayanamamis atesin gözlerindeki sicakliga
al demis;
Yüregim sana armagan...

Sarilmis atesle su birbirlerine
sikica, kopmamacasina...
Zamanla su, buhar olmaya,
ates, kül olmaya baslamis.
Ya kendisi yok olacakmis, ya aski...

Bastan alinlarina yazilmis olan kaderi de
yüregindeki kederi de
alip gitmis uzak diyarlara su...
Ates kizmis, ates yakmis ormanlari...

Aramis suyu diyarlar boyu,
günler boyu, geceler boyu
Bir gün gelmis, suya varmis yolu
Bakmis o duru gözlerine suyun,
biraz kirgin, biraz hirçin.
Ve o an anlamis; >askin bazen gitmek oldugunu.
Ama gitmenin yitirmek olmadigini....
Ates durmus, susmus, sönmüs askiyla.


Iste o zamandan beridir ki:

Ates sudan,
su atesden kaçar olmus..
Atesin yüregini sadece su,
Suyun yüregini
Sadece ates alir olmus...

Cemel Dosce


#37 BeGüM

BeGüM
  • Leden
  • 339 berichten
  • Locatie:KonyAdam

Geplaatst op 12 januari 2007 - 15:02

hIKAYELER COK GÜZEL.. (f)

#38 sayha

sayha

  • V.i.p.
  • 10217 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 12 januari 2007 - 15:08

hepsini okudum, paylastìgìn için tesekkürler k.. pardon Tersini. (f)  :idi:

Bericht bekijkenTersini, op 22 Dec 2006, 14:59, zei:

Adam gulmus.
" Onu da sen bul..." demiş.
anlamadìm desem? :$

Bericht bekijkenTersini, op 23 Dec 2006, 16:53, zei:

Bir toplantıda bir genç M. Akif`i küçük düşürmek için:
- Afedersiniz, siz veterinermisiniz? demiş.
M. Akif hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş:
- Evet, biryeriniz mi ağrıyordu?
:lol:

hiç kimse vazgeçilmez değildir,
vazgeçtiklerim bunu iyi bilir.


#39 katre

katre
  • Leden
  • 1717 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)
  • Opleiding/Beroep: bmg

Geplaatst op 12 januari 2007 - 15:50

hikayelerin çok güzel, payla$tigin için t$k ederiim (f)

M. Akif'in hazir cevaplari ayri bir güzel :lol:

su içtiğim ellerden,
bana bir pişmanlık gelsin istemem.


#40 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 13 januari 2007 - 01:26

Ne mutlu bana, tesekkur ederim arkadaslar :)

@ k.. sey Meryem :)

Bir ton altin veriyor ya adama. Derler ya hani, "Hayri abi, adami kaz gibi yolmuslar be abi"..gibi
-------------------------------------------------

sahi dostluk neydi???


Dostluk emek miydi?... Dostluk özveri miydi?...

Benliğinden bir benlik, bendinden bir bent miydi dostluk?...

Dostluk, kafanı yastığına koyduktan sonra, gözünü kapayıp onun ne yaptığını düşünmek...mutlu olabilmesi için karşılıksız dua etmek miydi?...

O acırken senin daha çok acıman, o mutluyken buna şahit olman mıydı dostluk?...

Dostluk; o menemeni yerken peynirin çatalla beraber uzandığını gördüğünde, senin hemencecik çatalınla peyniri orta yerinden koparmak mıydı?...

Yaşananların film karesi gibi gözlerinin önünden geçtiğinde tekrar onunla aynı şeyleri yaşamayı istemek miydi dostluk?....

Onun sesini duymak isteyip telefonu eline aldığında, telefonda onun aradığını görünce ''ben de tam seni arıyordum demek için'' heyecanlanmak mıydı?...

Öyle ki araya tercih edilecek birisi girse hiç tereddütsüz sevgili yerine seçilecek olan mıydı dostluk?...

Dostluk ‘'bırak artık peşimi’’ dese de daha çok peşine düşmek miydi, gitmesine izin vermemek miydi?...

Dostluk can...canan mıydı?...

Candan öte...kandan öte miydi?...

Kimsenin anlayamayacağı özel cümlelerle, bakışmalarla anlaşabilmek miydi dostluk (bendeki sen çok mutlu sendeki bana iyi bak) ?...

Ruhuna, damarlarından akan kan kadar yakın mıydı dostluk?...

Kandan öte, kardeşten öte olduğundan ''kan kardeşlik’’ miydi dostluk?...

Sahi dostluk neydi?..

Veranderd door Tersini, 13 januari 2007 - 01:26

Cemel Dosce


#41 Asel

Asel

    nahoş

  • Leden
  • 3340 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)
  • Locatie:Asitane

Geplaatst op 13 januari 2007 - 01:29

Bericht bekijkenTersini, op 12 Jan 2007, 14:17, zei:

ATEŞ VE SU

Cok guzel!

"Kahve mi, Fincan mi" da guzel!

Hiç bir güzel senin kadar sevdiremedi kendini İstanbul...


#42 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 14 januari 2007 - 01:01

Ya siz bakmak ister miydiniz?

Dr.Paul Ruskin, öğrencilerine psikoloji dersini okuturken bir olay
anlatıyor;
-Hasta ne konuşuyor,nede söylenenleri anlıyor
-Bazen saatlerce anlaşılmaz şeyler geveliyor,
-Zaman,yer yada kişi kavramı yok
-Yalnız, nasıl oluyorsa kendi adı söylendiğinde tepki veriyor.
-Son 6 aydır onun yanındayım,ne görünüşü için çaba sarfediyor nede bakımı
yapılırken yardım ediyor,
-Onu hep başkaları besliyor ve yıkayıp,giydiriyor.
-Dişleri yok yiyeceklerin püre halinde verilmesi gerekiyor
-Gömleği salyalardan dolayı sürekli leke içinde
-Yürüyemiyor
-Uykusu düzensiz
-Gece yarısı çığlık çığlığa uyanıp herkesi kaldırıyor
-Çoğu zaman mutlu ve sevecen, fakat bazen ortada sebep yokken
sinirleniyor,biri gelip onu yatıştırana kadar feryat figan bağırıyor.

Bu olayı anlattıktan sonra, Ruskin öğrencilerine böyle bir hastanın bakımını
üstlenmeyi isteyip istemediklerini sorar. Öğrenciler bunu yapamayacaklarını
söylerler.
Ruskin,kendisinin bunu büyük bir zevkle ve istekle yaptığını ve mutlaka
onlarında yapması gerektiğini söyleyince öğrenciler hayrete düşerler.

Daha sonra Ruskin bahsettiği hastanın fotoğrafını dolaştırmaya başlar.
Fotğraftaki kişi; doktorun altı aylık küçük kızıdır.....

Cemel Dosce


#43 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 14 januari 2007 - 01:12

Inci

Okyanusun dibinde yatan bir istiridye,
su uzerinden akip gecsin diye, kabugunu acmis.
Su icinden gecerken, solungaclari yiyecek toplayip
midesine gonderiyormus.
Aniden, yakinindaki bir balik, bir kuyruk darbesiyle kum ve camur firtinasi yaratmis. Istiridye de kumdan nefret edermis;
zira kum oylesine puruzluymus ki kabugunun icine kacarsa
son derece rahatsiz olurmus.
Istiridye derhal kabugunu kapamis ama cok gec kalmis;
Sert ve puruzlu bir kum tanecigi iceri girip,
ic derisi ile kabugun arasina yerlesmis.
Kum tanesi istiridyeyi ne cok rahatsiz ediyormus.
Ama, kabugunun icini kaplamasi icin kendine verilmis olan salgi hucresini
hemen calistirarak, minik kum tanesinin ustunu kaplamaya baslamis;
ta ki, nefis, parlak ve duzgun bir ortu olusana kadar..

Istiridye,
yillar yili, minik kum taneciginin ustune katlar eklemeye devam etmis
ve sonunda muthis guzel, parlak ve son derece degerli bir *inci* olusmus..

Yaşadığımız problemler, bizi üzen, sıkıntı veren insanlar, hatta kendi zayıflıklarımız da
bizim inciler yapmamıza vesile olmak için vardırlar...
ümitsizliğe, korkuya değil de cesaret ve azime izin verirsek..
gerektiğince kıymetini bilirsek..

Cemel Dosce


#44 Iqra

Iqra

    Piano and I

  • Forum Moderator
  • 12283 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 16 januari 2007 - 22:33

İyi bir soru

BİR KİMYA profesörü Nobel ödülü almıştı. Ödül töreninden sonraki ilk dersinde, öğrencilerinden biri kendisine şöyle bir soru sordu:
“Efendim! Amerika’da üç binin üzerinde Kimya profesörü var. Ancak bu kadar bilim adamı arasında, ödülü size lâyık gördüler. Sizi diğerlerinden ayıran özellik neydi?”

Profesör, bu farklı soruya önce bir tebessümle cevap verdi. Ardından da, kendisinden merakla cevap bekleyen öğrencisine şunları söyledi:

“Doğrusunu söylemek gerekirse, hepsini anneme borçluyum! Çünkü ben küçük bir öğrenciyken, diğer çocukların anneleri, onlar okuldan evlerine döndüklerinde kendilerine:

‘Söyle bakalım, öğretmeninin sorduğu sorulara iyi cevaplar verebildin mi?’ diye sorarlardı.

Benim annem ise bana:

‘Söyle bakalım’ derdi. ‘Bugün öğretmenine iyi bir soru sordun mu?’

İşte beni farklı yapan bu oldu. Her zaman diğerlerinin sormadığı soruları sordum ve hayatım boyunca da, sormaya devam ettim!”

Tersini; su son hikaye guzelmis :)

Veranderd door Iqra', 16 januari 2007 - 22:34


#45 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 17 januari 2007 - 16:53

Bir kadın, 10 koca, yoğurt ve ıspanak...

Kadin aksam isten çikar,
çocugu yuvadan alir,
Markete geçer ispanak alir,
Kostura kostura eve döner,
çocugu soyar elini yüzünü yikar,
Kendi üstünü degistirir,
Mutfaga kosar...

Bi yandan ispanaklari yikar bi yandan çocugun sorularina ve ihtiyaçlarina cevap verir.
Bi yandan sofrayi hazirla O DA NE YOGURT ALMAYI UNUTMUSTUR! Yogurtsuz ispanak olmaz

Hemen kocasini arar.

Kocadan Kocaya degisen cevaplar:

1) Ben geç gelecegim. Toplantim var Yogurtsuz yiyin ( laçkalasmis koca)

2) Ben geç gelecegim çok üzgünüm tühhhhhh simdi ispanak da yogurtsuz olmaz
ki E yogurt getireyim kapidan birakayim hemen döneyim toplanti bu kaçirsam
olmaz Mazallah daglara taslara isten atilma sebebim olur sonra yogurt
dökecek ispanak bile bulamayiz ( aldatan koca ya da eve gelmemek için
bahane arayan koca ,ama bi yandan da vicdani sizlayan koca..)

3) Aradiginzi numaraya su anda ulasilamiyor........(Iste bu aldatan koca)

4) Mendebur kadin ispanagi aldin da yogurdu niye almadin! ("kazma" tipi koca )

5) Igggghhhh yine mi ispanak. Otlaya otlaya sigir olduk ("kalas" tipi koca)

6) Tamam alirim (monotonlasmis koca)

7) tamam alirim baska bisey lazim mi? ( Normal koca)

Tamam hayatim alirim baska bi istegin var mi? ( Olmasi gereken koca)

9) amannn ispanakla mi ugrastin? Yapmadiysan birak ya disardan söyleyelim ya da disarda yiyelim (Süper koca)

Olagandisi Bir Durum

1) Kadin aksam eve gelir. Buzdolabindan dün aksam yapilmis yemegi çikartir. Açar bakar ispanak. Ama dolapta yogurt yok, kocasini arar :

" Ispanagi yapmissin ama yogurt almamissin Unutma gelirken getir!!"

Iqra, senin paylastiklarin kadar olamasa da, cok tesekkur ederim  (f)

Cemel Dosce





0 gebruiker(s) lezen dit onderwerp

0 members, 0 guests, 0 anonymous users