Springen naar inhoud


Hikayelerim


  • Please log in to reply
Er zijn 141 reacties in dit onderwerp

#16 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 19 december 2006 - 22:40

Bir gün, bir bilge, kendi türleriyle uçmayı reddeden iki ayrı cins kuşa rastlar yol kenarında. Hayli merak eder bu iki farklı yaratığın nasıl olup da kendi aileleriyle, ait oldukları yerlerde yaşamak istemediklerini, nasıl olup da bir ´yabancı´yı kendi kardeşlerine yeğlediklerini. Biri karga, biri leylek...
... O kadar farklıdır ki kuşlar ihtimal veremez birbirlerini sevdiklerine, türdeşleriyle değil de birbirleriyle uçmayı yeğlediklerine. Öyle ya, karga dediğin kargalarla uçmalıdır, leylek dediğinse leyleklerle. Yaklaşır ve merakla inceler kuşları. Ta ki her ikisinin de topal olduğunu keşfedinceye kadar.
O zaman anlar ki, birlikte kaçar, birlikte uçar, birlikte yaşarlar beklenenlerin yanında tutunamayanlar.O zaman anlar ki, sahip oldukları değil, sahip olmadıklarıdır kimilerini birbirlerine yakın kılan. Topal kuşlar birbirlerinin ´arıza´larını bilir ve sömürmek ya da örtmek yerine kabullenirler öylesine.
En sahici dostluklar ortak varlıklar üzerine değil, ortak yoksunluklar üzerine kurulanlardır. Aynı şekilde zengin, aynı şekilde mesut olanların ortak paydaları sabun köpüğü gibidir uçar, söner. Ortak acı, ortak hüzün, ortak pürüzdür esas yakınlaştıran,yaklaştıran...

Mesnevi´den

Cemel Dosce


#17 sayha

sayha

  • V.i.p.
  • 10217 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 20 december 2006 - 00:30

3ünüde zevkle okudum, asíl önemli olan verilen mesajlarí almak/anlamak. paylastígín için tesekkürler.

hiç kimse vazgeçilmez değildir,
vazgeçtiklerim bunu iyi bilir.


#18 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 20 december 2006 - 13:27

cok incesin  :)

Bir zaman gelmis ve kaplumbagalar ulkesinde su tukenmis. napcez ne etcez
diye dusunurken aralarinda en yasli, en bilgin olani (sirin baba gibi) demis
ki: "Su dagi goruyor musunuz... o dagin arkasinda buyuk bir gol var." . Ee,
koca dagi hepsi birden asamazlar. Aralarinda cok yasli olanlarda var. Bunun
uzerine oraya gidip su getrmeleri icin en genc 2 kaplumbaga secilmis. Genc
kaplumbagalar 25 yil sonra gole ulasmislar.. (ohaa demeyin. Anca cikmislar
dagi. Hem nasil olsa uzun yllar yasiyolar). Ve o anda farketmisler.. Suyu
alip goturmek icin yanlarina kap almayi unutmuslar.. kaplumbagalardan biri;
-ee nabicas simdii?? Birimizin gidip kap almasi lazim.. Digerimiz de burada
beklesin ki kimse gelip icmesin sudan!! En iyisi sen git!
-Olmazz.... Ben gidicem sen ya suyu icersen?.. O zaman koy susuz kalir ve
hepimiz oluruz susuzluktan!
-Yok valla bak yemin ederim agzimi surmiiycem.. sen git al gel kabi
beklicem.. Soz veriyorum.
Bunun uzerine diger kaplumbaga yola cikmis.. Orada kalan da beklemeye
baslamis.. Aradan 30 yil gecmis.. 50 yil.. 60 yil.. Sonunda bekleyen
kaplumbaga bu boyle olmayacak demis.. Galiba gelmeyecek bu.. Koydekiler de
öldü herhalde susuzluktan.. En iyisi ben biraz su iceyim de bari ben hayatta
kalayim.. Kaplumbagalarin soyu devam etsin..
Tam egmis kafasini gole dogru bir yudum alacakken calilarin arkasindan bir
ses duyulmus..:
- Bak boyle yaparsan gitmem amaaa!

Veranderd door Tersini, 20 december 2006 - 13:27

Cemel Dosce


#19 dllllllltd

dllllllltd
  • Leden
  • 2539 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 20 december 2006 - 13:31

Hahaha super !

- Okurken ben bile yoruldum, sanki ilk satirdan son satira kadar 50-60 yil gecti aradan :D

Veranderd door ay., 20 december 2006 - 13:32




#20 Diyarbakir

Diyarbakir

    Zehredâr

  • Super Moderator
  • 3487 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 20 december 2006 - 13:32

@Tersini :lol:

Hikayeler hakikaten çok güzel.
Şansek Bidin Aşîtîyê!

#21 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 20 december 2006 - 13:36

@ ay. haha, delisin sen :idi:

@ diyarbakir, hosuna gittigine sevindim :)

Hikaye degil, fakat her cumlede gecen insan turu bir kitap dolduracak cinste.

Nesli tükenen insanlar

*Sigara içmeyen şehirler arası otobüs şoförü
*Siz istemeden fiş veren küçük esnaf..
*Arabasının üzerine bavullarını saran Almancılar
*Bu kıyafet size yakışmadı diyen tezgahtar,
*Emniyet kemeri takan taksi şöförü,
*Trafikte küfür etmeyen araç şoförleri,
*Kadınların dişilikten daha çok insan olduklarını düşünen erkekler ,
*Şarkıları, müzikleri ile sözlerini bağdaştırarak söyleyen şarkıcılar
(günümüzde bu olay" altı şişhane üstü kasımpaşa" niteliğinde),
*Verdiği üç kuruşu vergi zannetmeyen esnaf-tacir
*Yalan söylemeyen politikacı(böyle bir şey hiç oldumuydu ki)
*Bayramlarda el öpünce para veren yaşlılar...
*"Tabiî ki de" ve " atıyorum" demeden konuşabilen genç
*Traş olmuş ve koku sürmüş taksi şoförü
*Kapısında toplanmış kedileri uzaktan gördüğünde ne dükkanı olduğunu
anladığın güvenilir mahalle kasapları,
*Siz söylemeden çiçek alıp gelen erkek arkadaş
*Yağmurlu ve karlı havalarda da sizi almaya can atan taksiler
*Yolların ve trafik kurallarının kendilerine özel olduğunu zannetmeyen
sürücüler
*Sabah sabah tanımadığı insanlara günaydın diyerek gülümseyen insan türü
*İşi bilmeyen ama kendi hatalarını açıkça söyleyip, kabullenen patronlar
*Karısı çirkin ve şişman bile olsa, gözü ondan başka kimseyi görmeyen
erkekler
*Bayan yolcuları dikiz aynasından dikizlemeyen muavin
*Altın günleri yerine evde oturup kitap okumayı tercih eden ev kadınları
*Yaya geçidinden geçen yayaları/yayayı görüp geçmesi için yavaşlayan hatta
duran şoförler.
*Hep daha fazlasını istemeyen, sadece ve sadece halkını düşünen
politikacılar.
*Sağa, sola manevralarda "sinyal" veren, etrafını kontrol ederek, gerektiği
gibi araç kullanan, gereksiz klakson çalmayan, makasa girmeyen minibüs
şoförü.
*Güleryüzlü devlet çalışanı. (Bu canlının soyunun tükenmesinde devlet etmeni
büyük rol oynamıştır.)
*Bayan adı ve maili kullanarak kurbanın bilgisayarına girmeye çalışmayan
erkek hacker türü. (HackeropatusKiddus)
*Belediye otobüsüne bindiğinizde selamınızı alan şoförler... (ben genelde
günaydın falan derim de)
*Çayınıza kaç şeker attığınızı bilen arkadaşlar:-)
*Psikolojisi normal olan insanlar
*Hastanede görevi hastabakıcılık olup da hasta yakınlarından para almadan iş
yapan bakıcılar..
*"Abi ben karşının şoförüyüm" yalanını söylemeden erkekçe "abi ben yeni
başladım" diyen taksi şoförleri..
*Vatandaşı "oy pusulası" olarak değil de insan olarak gören politikacılar..
*Km.saati ile oynama yapmadan 2.el araç satan galericiler...
*Asıl görevlerinin büyük şirketlere eğitim vermek değil de, üniversite
öğrencisi yetiştirmek olduğunu düşünen ve uygulayan Hocalar..
*5 dakika korna çalmadan ilerleyebilen minibüs şoförleri
*Simidini paylaşan amca...
*Sırtınızı sıvazlayan dost...
*İstemeden zam veren patron
*Dizini dövmeyen babalar
*Küfretmeyen Taraftar,
*Taraf tutmayan Hakem,
*Rüşvet almayan gümrük memurları
*Yerlere çöp ve sigara izmariti atmayan düşünceli insanlar

www.gruplar.info

Cemel Dosce


#22 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 21 december 2006 - 22:58

Eski zamanlarda bir zat, seyahati sırasında çok ilginç bir olaya şahid olur..
Çölde, eşkiyaların bir kervana saldırdıklarını, ne var ne yoksa zorbaca gasbettiklerini korkuyla seyreder uzaktan..
Biraz sonra bakar ki, soygun yapan eşkiyaların reisi bir kenarda abdest alıp, namaza duruyor..
Adam hayretlerdedir..Dayanamaz, namazdan sonra yanına varır ve sorar ona;

"Merak ve hayretler içindeyim" der..
"Yaptığın iş zalimce ve haram..Günahlar içindesin..Sonra da kalkıp, o yaptıklarını men'edenin huzuruna varıyorsun! Bu nasıl iştir?"

Eşkiyaların reisi olabildiğince hüzünlü, şu ilginç ve ibretli cevabı verir;
" Ey yolcu! Ben yıllardır şeytana ve ayartıcı benliğime uyarak, Rabbimle aramda faraza 100 kapı varsa, 99 unu kapattım ,İstiyorum ki hiç değilse BİR KAPI AÇIK KALSIN!"

Aradan zaman geçer, o zatın yolu, nasibolur Kabe'ye düşer..Tavaf esnasında bir de bakar ki, yıllardır hiç unutamadığı o eşkiya reisi de orada!.. Kabe'ye sarılmış, huşu ile dua etmekte, hıçkırıklarla ağlamaktadır..
Yine hayretlerdedir o zat..
Yanına varır selamlar onu, kendini tanıtır ve sorar;
"Oradan buraya...Nasıl oldu bu iş? Nedir bunun hikmeti?"

Tebessüm eder tövbekar adam ve ışıl ışıl gözleri, boynu bükük der ki;
"Sana demiştim ya hani; Hiç değilse BİR KAPI AÇIK KALSIN O'nunla aramda..İşte ben, tüm acizliğim ve samimiyetimle o kapıyı hep açık tuttum..Rabbim de rahmetiyle, muhabbetiyle lutfetti tüm kapıları açıverdi, O'nun ol demesine hudud mu var?"

Her ne durumda ve konumda olursa olsun insan, hiç değilse en azından bir kapıyı, namaz kapısını daim açık bırakmalı insan..
"Ben günahlar içindeyim, o huzura nasıl varırım" dememeli asla..
Samimi olsun yeter ki, bir süre sonra kıldığı namaz, onu kötülüklerden alıkoyacaktır..

Sakın deme;
"Ben çok günahkarım, kıldığım namaz olmaz!" İnatla devam et..

Bırak hep açık kalsın o kapı..

Cemel Dosce


#23 Goenigoegoe

Goenigoegoe

    Vuci Vuci

  • V.i.p.
  • 5632 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 21 december 2006 - 23:03

Tersini ellerine saglik! (f)

.. a lifetime of promises and a world of dreams ...


#24 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 21 december 2006 - 23:11

rica ederim Goenigoegoe. Yalniz ben sadece paylasiyorum - eser sahibi degilim yani :)

Osman Efendi bir sabah müthiş bir başağrısıyla uyanır. İlaç alır geçmez. Bir iki gün bekler, ağrı devam eder.
Doktor çağrılır. Doktor muayene eder, ağrı kesiciler verir, gider. Lakin Osman Efendi'nin başağrısı artarak  sürer.
Üstüne üstlük başağrısı yanısıra gözleri de yaşarmaya başlar. Başka doktorlar çağrılır...
Osman Efendi Uşak'ın ileri gelenlerindendir, ağrıyı kesene servet vaadeder. Doktorların hiçbiri ağrıyı durduramadığı gibi sebebini de bulamaz. Ev halkı birbirine karışır, başağrısından geceleri uyuyamayan Osman Efendi'yi İstanbul'a götürmeye karar verirler. İstanbul'da en iyi doktorlar seferber olur.
Röntgenler, beyin tomografileri çekilir, testler yapılır... Görünüşe bakılırsa Osman Efendi turp gibidir.
Oysa dayanması gittikçe zorlaşan başağrısı ve gözyaşları hayatı çekilmez hale getirmiştir. Ağrı kesici iğnelerle zor ayakta duran Osman Efendi bu defa da apar topar yurtdışına götürülür. O devirde Amerika değil İsviçre moda, Zürih'e gidilir.Haftalarca hastanede kalınır, onlarca profesör konsültasyon yapar, testler tekrarlanır.  Sonuç: Efendi'ye teşhis konulamaz. Artık yerinden kalkamayan Osman Efendi'ye ağrı kesici iğneler verilir, altmışlarını süren adamın ülkesine dönüp "dinlenmesi", daha doğrusu son günlerini evinde geçirmesi tavsiye edilir.
Osman Efendi bitkin, aile perişan. "Kader" denilir, Uşak'a dönülür. Osman Efendi yayla evinde bir odaya yatırılır ve ağrı kesici iğnelerle ölümü beklemeye başlar. Bir gün, hastanın keyfi gelsin diye, Osman Efendi'nin eski berberi "Berber Mehmet" çağrılır. Berber yataktan kalkamayan Osman  fendi'yi tıraş ederken, adamcağız derdini anlatır ve ölümü beklediğini söyler. Berber Mehmet bir an  üşünür. "Beyim" der, "Sakın sizin burnunuzda kıl dönmüş olmasın?” Bir bakar, "Hah işte" der. "Kıl dönmüş.“
Osman Efendi'nin şaşkın bakışlarına aldırmaksızın çantasından cımbızı kaptığı gibi kılı çeker. Ev halkı Osman Efendi'nin köyü ayağa kaldıran çığlığıyla odaya koşar. Berber Mehmet, Osman Efendi'nin elinden zor alınır ve cımbızın ucunda tuttuğu yirmi santimlik kılla kapı dışarı edilir. Osman Efendi'nin kanayan burnuna pansumanlar yapılır, kolonyalar koklatılır ve yaşlı adam tekrar yatağına yatırılır. Ertesi sabah Osman Efendi aylardır ilk defa rahat bir uykudan uyanır.
Gözlerinin yaşarması geçmiştir.
Başağrısından ise eser kalmamıştır.
Çözümün bu kadar basit olabileceği kimsenin aklına gelmemiştir. Sapasağlam ayağa kalkan Osman Efendi, Berber Mehmet'i çağırtır ve ona bir servet bağışlar.
Dönen kılın sinire yürüyüp
gittikçe uzayarak dayanılmaz ızdıraplara yol açtığını doktorlar ancak o zaman keşfeder.

Şimdi bu hikayeyi niye anlattık?

1.Berber Mehmet efendilerin fikirleri var, dinlemek gerek.
2.Bazen büyük sorunların çok basit çözümleri olur.
3. Burnundan kıl aldırtmayanların başı çok ağrıyabilir.
yaaaaaaaaaaaaaaaaa

Veranderd door Tersini, 21 december 2006 - 23:11

Cemel Dosce


#25 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 21 december 2006 - 23:22

hz.süleyman ve karınca

Bir gün,Süleyman Peygamber(a.s),bir karıncaya bir yıllık
yiyeceğinin miktarını sorar. Karınca da,"bir buğday tanesi
yerim" diye cevap verir. Cevabın doğru olup olmadığını
kontrol etmek isteyen Süleyman Peygamber,karıncayı bir
şişeye koyar.Yanına da,bir buğday tanesi koyarak,hava alacak
şekilde şişeyi kapatır.Ondan sonra da bir yıl bekler.Müddeti dolunca,şişeyi
açtığında bir de bakar ki,karınca buğday tanesinin yarısını yemiş, yarısını
da bırakmıştır.Kendi kendine meraklanır.
Acaba neden yemedi? Bunun üzerine,Hz.Süleyman karıncaya buğday
tanesini tamamen neden yemediğini sorar. Karınca da:
"Daha önce benim yiyeceğimi yüce Allah(c.c) verirdi.Ben de,O'na güvenerek
bir buğday tanesini tamam olarak yerdim.Çünkü,O,beni
asla unutmaz ve ihmal etmezdi.Fakat, bu işi sen üzerine alınca,
doğrusu nihayet bu aciz bir insandır diye sana pek guvenemedim.
Belki,beni unutup yiyeceğimi ihmal edebilirsin.O yüzden de,bir
yıllık yiyeceğimin yarısını yiyerek,diğer yarısını da ertesi
yıla bıraktım" diye cevap verdi.

Veranderd door Tersini, 21 december 2006 - 23:23

Cemel Dosce


#26 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 22 december 2006 - 14:53

gönül meselesi

Bir adamcagiz kötü yoldan para kazanip bununla kendisine bir inek alir. Neden sonra, yaptiklarindan pisman olur ve hic olmazsa iyi birsey yapmis olmak icin bunu Haci Bektas Veli'nin dergahina kurban olarak bagislamak ister. O zamanlar dergahlar ayni zamanda aşevi islevi görüyordu. Durumu Haci Bektas Veli'ye anlatir ve Haci Bektas Veli helal degildir diye bu kurbani geri çevirir. Bunun üzerine adam mevlevi dergahina gider ve ayni durumu Mevlana'ya anlatir. Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Adam ayni seyi Haci bektas Veli'ye de anlattigini ama onun bunu kabul etmemis oldugunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana söyle der:
- Biz bir karga isek Haci Bektas Veli bir sahin gibidir. Oyle her lese konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul
etmeyebilir. Adam üsenmez kalkar Haci Bektas dergahi'na geri gider ve Haci Bektas Veli'ye, Mevlana'nin kurbani kabul ettigini söyleyip bunun sebebini bir de Haci Bektas Veli'ye sorar.
Haci Bektas da söyle der:
- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nin gönlü okyanus gibidir. Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayi o senin hediyeni kabul etmistir.

Cemel Dosce


#27 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 22 december 2006 - 15:04

kaz meselesi

Cok soguk bir kis gunu padisah, tebdili kiyafet gezmeye karar vermis.
Yanina bas vezirini alip yola cikmis...
Bir dere kenarinda calisan yasli bir adam gormusler.. Adam elindeki derileri suya sokup, doverek tabakliyormus.
"Padisah", "ihtiyari" selamlamis.
" Selamunaleykum ey piri fani..."
" Aleykumselam ey serdar'i cihan..."
Padisah sormus.
" Altilarda ne yaptin ?"
" Altiya alti katmayinca, otuz ikiye yetmiyor..."
Padisah gene sormus.
" Geceleri kalkmadin mi ?"
" Kalktik...Lakin, ellere yaradi..." Padisah gulmus.
" Bir kaz gondersem yolar misin ?"
" Hem de ciyaklamadan..."
Padisahla bas vezir adamin yanindan ayrilip yola koyulmuslar. Padisah bas vezire donmus.
" Ne konustugumuzu anladin mi ?"
" Hayir padisahim..." Padisah sinirlenmis.
" Bu aksama kadar ne konustugumuzu anlamazsan kelleni alirim."
Korkuya kapilan bas vezir, padisahi saraya biraktiktan sonra telasla dere
kenarina donmus. Bakmis adam hala orada calisiyor...
" Ne konustunuz siz padisahla... ?"
Adam, bas veziri soyle bir suzmus.
" Kusura bakma. Bedava soyleyemem. Ver bir yuz altin soyleyeyim.."
Bas vezir, yuz altin vermis.
**" Sen padisahi, serdar'i cihan, diye selamladin. Nereden anladin padisah oldugunu... ?"
" Ben dericiyim. Onun sirtindaki kurku padisahtan baskasi giyemezdi.."
Vezir kafasini kasimis. " Peki, altilara alti katmayinca, otuz ikiye yetmiyor ne demek..."
Adam, bu soruya cevap vermek icin de bir yuz altin daha almis.
" Padisah, alti aylik yaz doneminde calismadin mi ki, kis gunu calisiyorsun,
diye sordu. Ben de, yalnizca alti ay yaz degil, alti ay da kis calismazsak, yemek bulamiyoruz dedim."
Vezir bir soru daha sormus...
" Geceleri kalkmadin mi ne demek ?"
Adam bir yuz altin daha almis.
" Cocuklarin yok mu diye sordu..Var, ama hepsi kiz. Evlendiler, baskasina yaradilar, dedim..."
Vezir gene kafasini sallamis.
" Bir de kaz gonderirsem dedi, o ne demek..."
Adam gulmus.
" Onu da sen bul..." demiş.

Cemel Dosce


#28 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 22 december 2006 - 15:26

Çınar ve kabak

Ulu bir çınar ağacının yanında bir kabak filizi boy göstermiş.
Bahar ilerledikçe bitki çınar ağacına sarılarak yükselmeye başlamış.
Yağmurların ve günesin etkisiyle müthiş hızla büyümüş ve neredeyse çınar ağacıyla aynı boya gelmiş.
Bir gün dayanamayıp sormuş çınara:
"Sen kaç ayda bu hale geldin agaç?"
"82 yılda" demiş çınar.
"82 yılda mı?" diye gülmüş ve çiçeklerini sallamış kabak.
"Ben neredeyse 2 ayda seninle aynı boya geldim bak!"...
"Doğru" demiş agaç, "doğru"...
Günler günleri kovalamış ve sonbaharın ilk rüzgarları başladığında kabak önce üşümeye sonra yapraklarını düşürmeye, soğuklar arttıkça da aşağıya doğru inmeye başlamış.
Sormuş endişeyle çınara:
"Neler oluyor bana ağaç?"
"Ölüyorsun" demiş çınar...
"Niçin?"
"Benim seksen iki yılda geldiğim yere sen iki ayda gelmeye çalıştığın için"...

Cemel Dosce


#29 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 23 december 2006 - 16:42

Babacığım" dedi, "simdi bir saatini alabilir miyim?"

Adam yorgun argın eve döndüğünde beş yaşındaki oğlunu kapının önünde kendisini beklerken buldu. Çocuk babasına, saatte ne kadar para kazandığını sordu. Zaten yorgun gelen adam, oğluna "Bu senin işin değil" diyerek karşılık verdi. Çocuk dayattı: "Babacığım lütfen bilmek istiyorum" dedi. Adam, "Bu kadar çok bilmek istiyorsan söyleyeyim" dedi, "saatte 20 dolar kazanıyorum."

Bunun üzerine çocuk, babasından bir istekte bulundu: "Peki Babacığım, bana 10 dolar borç verir misin?" dedi. Adam, daha çok sinirlendi: "Benim senin saçma oyuncaklarına ya da benzeri şeylerine ayıracak param yok" dedi. "Hadi derhal odana git ve kapını kapat." Çocuk sessizce odasına çıkıp, kapısını kapattıktan sonra, adam sinirli sinirli düşünmeye başladı: "Bu çocuk nasıl böyle şeylere cesaret eder?" dedi kendi kedine. Aradan bir saat geçmiş, adam biraz daha sakinleşmişti. Çocuğuna, parayı neden istediğini bile sormadığı geldi aklına. Yukarıya, çocuğun odasına çıktı ve yatağında uzanan Çocuğuna, uyuyup uyumadığı sordu. "Hayır uyumuyorum" diye yanıtladı çocuk. Adam, çocuğundan özür diledi: "Sana az önce sert davrandığım için üzgünüm ama uzun ve yorucu bir gün geçirdim, yorgundum" dedi. Ve elindeki parayı uzattı: "Al bakalım istediğin 10 doları." Çocuk sevinçle haykırdı: "Teşekkürler Babacığım" dedi ve yastığının altında sakladığı buruşuk paraları çıkardı, elindeki parayla birleştirdi, tümünü tane tane saymaya başladı. Oğlunun yastık altından para çıkarıp saydığını gören adam, yine sinirlendi: "Paran olduğu halde neden benden para istiyorsun?" diye bağırdı, "benim senin saçma çocuk oyunlarına ayıracak zamanım yok." Çocuk, babasının bağırmasına aldırmadı bile: "Fakat yeterince param yoktu ki... Ancak simdi tamamlayabildim" dedi ve elindeki paraların tümünü babasına uzattı. "İşte sana 20 dolar, Babacığım" dedi, "simdi bir saatini alabilir miyim?"

Cemel Dosce


#30 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 23 december 2006 - 16:58

zaman paradan mühim

Bir gün Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamış ve şiddetle azarlamış. Talebesi:
"İyi ama ben çok az bir parasına oynuyordum." diye itiraz edecek olunca Eflatun cevap vermiş:

"Ben seni kaybettiğin para için değil, kaybettiğin zaman için azarlıyorum.

mehmet akife bu soruyu sornayacaktın!

Bir toplantıda bir genç M. Akif`i küçük düşürmek için:
- Afedersiniz, siz veterinermisiniz? demiş.
M. Akif hiç istifini bozmadan şu cevabı vermiş:

- Evet, biryeriniz mi ağrıyordu?

Veranderd door Tersini, 23 december 2006 - 16:59

Cemel Dosce





0 gebruiker(s) lezen dit onderwerp

0 members, 0 guests, 0 anonymous users