Springen naar inhoud


Hikayelerim


  • Please log in to reply
Er zijn 141 reacties in dit onderwerp

#136 SANCAK

SANCAK
  • V.i.p.
  • 2596 berichten
  • Geslacht:Man
  • Interests:Koleksiyoner
  • Opleiding/Beroep: Afgestudeerd Bachelor of Economics

Geplaatst op 15 januari 2010 - 01:10

Ayakkabici

Ayakkabıcı, yeni getirdiği malları vitrine yerleştirirken, sokaktaki bir çocuk onu seyretmekteydi. Okullar kapanmak üzere olduğundan, spor ayakkabılara rağbet fazlaydı. Gerçi mallar lüks sayılmazdı ama, küçük bir dükkân için yeterliydi. Onların en güzelini ön tarafa koyunca, çocuk vitrine doğru biraz daha yaklaştı. Fakat bir koltuk değneği kullanmaktaydı. Hem de güçlükle...

Adam ona bir kez daha göz attı. Üstündeki pantolonun sol kısmı, dizinin alt kısmından sonra boştu. Bu yüzden de sağa sola uçuşuyordu. Çocuğun baktığı ayakkabılar, sanki onu kendinden geçirmişti. Bir müddet öyle durdu. Daldığı hülyadan çıkıp yola koyulduğunda, adam dükkândan dışarı fırlayıp:

- "Küçüüük!" diye seslendi." Ayakkabı almayı düşündün mü? Bu seneki modeller bir hârika!"

Çocuk, ona dönerek:

- "Gerçekten çok güzeller!" diye tebessüm etti, "Ama benim bir bacağım doğuştan eksik".

- "Bence önemli değil!" diye atıldı adam. "Bu dünyada her şeyiyle tam insan yok ki! kiminin eli eksik, kiminin de bacağı. Kiminin de aklı veya vicdanı."

Küçük çocuk, bir şey söylemiyordu. Adam ise konuşmayı sürdürdü:

- "Keşke vicdanımız eksik olacağına, ayaklarımız eksik olsa idi."

Çocuğun kafası iyice karışmıştı. Bu sefer adama doğru yaklaşıp:

- "Anlayamadım!. dedi. Neden öyle olsun ki?"

- "Çok basit!" dedi, adam. "Eğer yoksa, cennete giremeyiz. Ama ayaklar yoksa, problem değil. Zaten orda tüm eksikler tamamlanacak. Hâttâ sakat insanlar, sağlamlara oranla, daha fazla mükâfat görecekler..."

Küçük çocuk, bir kez daha tebessüm etti. O güne kadar çektiği acılar, hafiflemiş gibiydi. Adam, vitrine işâret ederek:

- "Baktığın ayakkabı, sana yakışır!" dedi. "Denemek ister misin?"
Çocuk, başını yanlara sallayıp:

- "Üzerinde 30 lira yazıyor" dedi, "Almam mümkün değil ki!"

- "İndirim sezonunu senin için biraz öne alırım!" dedi adam, "Bu durumda 20 liraya düşer. Zâten sen bir tekini alacaksın, o da 10 lira eder."

Çocuk biraz düşünüp:

- "Ayakkabının diğer teki işe yaramaz!" dedi, "Onu kim alacak ki?"

- "Amma yaptın ha!" diye güldü adam. "Onu da, sağ ayağı eksik olan bir çocuğa satarım."
Küçük çocuğun aklı, bu sözlere yatmıştı. Adam, devam ederek:

- "Üstelik de öğrencisin değil mi?" diye sordu.

- "İkiye gidiyorum!" diye atıldı çocuk, "Üçe geçtim sayılır."

- "Tamam işte!" dedi adam. "5 Lira da öğrenci indirimi yapsak, geri kalır 5 lira. O da zâten pazarlık payı olur. Bu durumda ayakkabı senindir, sattım gitti!"

Ayakkabıcı, çocuğun şaşkın bakışları arasında dükkâna girdi. İçerdeki raflar, onun beğendiği modelin aynıyla doluydu. Ama adam, vitrinde olanı çıkarttı. Bir tabure alıp döndükten sonra, çocuğu oturtup yeni ayakkabısını giydirdi. Ve çıkarttığı eskiyi göstererek

- "Benim satış işlemim bitti!" dedi, "Sen de bana, bunu satsan memnun olurum."

- "Şaka mı yapıyorsunuz?" diye kekeledi çocuk, "Onun tabanı delinmek üzere. Eski bir ayakkabı, para eder mi?"

- "Sen çok câhil kalmışsın be arkadaş...." dedi adam, "Antika eşyalardan haberin yok her hâlde. Bir antika ne kadar eski ise, o kadar para tutar. Bu yüzden ayakkabın, bence en az 30-40 lira eder."

Küçük çocuk, art arda yaşadığı şokları üzerinden atabilmiş değildi. Mutlaka bir rûyada olmalıydı. Hem de hayatındaki en güzel rûya. Adamın, heyecandan terleyen avuçlarına sıkıştırdığı kâğıt paralara göz gezdirdikten sonra, 10 liralık banknotu geri vererek:

- "Bana göre 20 lira yeterli." dedi. "İndirim mevsimini başlattınız ya!"

Adam onu kıramayıp parayı aldı. Ve bu arada yanağına bir öpücük kondurdu. Her nedense içi içine sığmıyordu. Eğer bütün mallarını bir günde satsa, böyle bir mutluluğu bulamazdı. Çocuk, yavaşça yerinden doğruldu. Sanki koltuk değneğine ihtiyaç duymuyordu. Sımsıcak bir tebessümle teşekkür edip:
- "Babam haklıymış!" dedi. "Sakat olduğum için üzülmeme hiç gerek yok! Demişti."

* Her Rüzgar Savuracak Bir Toz bulur,
* Her Hayat Yaşanacak Bir Can Bulur,
* Her Umut Gerçekleşecek Bir Düş Bulur
* Bulunmayacak Tek Şey Senin Benzerindir.

Kusura bakmayin arkadaslar. Bu konu zaten bu basliga yazilmis...Ozur! :$

Veranderd door Sancak17TR, 15 januari 2010 - 01:11

SANCAK, olurmuydu yıldız sevmeseydi hilali?

#137 asudece

asudece

    can çıkar özlem çıkmazmış

  • Super Moderator
  • 12892 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)
  • Interests:Din, kültür, tarih, Osmanli, farsca, edebiyat, ailem...
  • Functie: docente economie

Geplaatst op 04 februari 2010 - 14:57

Dua almaya bakın!   
Vaktiyle bir ateşperest, oğlunu evlendirmektedir.  Düğün günü çok koyun ve inek kesilir.  Et kokuları mahalleyi sarar.  Ancak evin bitişiğinde, Müslüman,
dul bir kadın, dört yetimiyle yaşamaktadır. Hepsi de günlerdir açtırlar. &nb sp;Kadıncağız, düğün evinin kapısını çalıp, 'ateş' ister.  Ancak maksadı başkadır.
“Belki yemek verirler” diye gitmiştir.  Adam, kadının niyetini anlasa da, bir şey vermez.  Kadıncağız,  bir daha gidip 'ateş' ister. Yine eli boş döner.
Üçüncüde yine öyle.  Ama ne olur bilinmez, bu defa acır kadına.  Hallerini anlamak için dehlize iner ve  dayar kulağını bitişik evin duvarına ve dinler.

Yetimcik, annesine yalvarıyor:
— Anneciğim, ne olur bir daha git.  Belki bu sefer bir şey verirler.

Kadın ağlamaklıdır:
- Üç defa gittim yavrum! Artık utanıyorum.

Adam bunu duyar. Kalbi sızlar. güzel bir 'Sofra' hazırlatıp, gönderir evlerine. Ve dehlize inip,  dinler yine. Yetimlerin en küçüğü dua ediyor:
- Ya Rabbi! O nasıl bize ikram ettiyse, sen de ona ikram et! Onu imanla şereflendir!

Ardından;
- Âmiiiin! sesleri yükselir.

O anda, kalbi döner ateşperestin. Ve 'Şehâdet'i getirip imanla şereflenir.

Nitekim Sadaka, belâyı önler. Ama dua, kaderi değiştirir! Buyurmuştur büyüklerimiz

Hij die anderen controleert kan machtig zijn, maar hij die zichzelf kan controleren is machtiger.

#138 _imkansiz_

_imkansiz_
  • Leden
  • 1105 berichten
  • Geslacht:Vrouw
  • Locatie:Breda

Geplaatst op 04 februari 2010 - 15:32

Öğretmen, lise son sınıf öğrencilerinin her birine, kendisinin ve başkalarının hayatında yarattıkları farkı onlara söyleyerek ne kadar değerli olduklarını ifade etmeye karar verdi.

Her öğrenciyi birer birer sınıfın önüne çağırdı. Önce onlara kendisi ve sınıf için nasıl fark yarattıklarını söyledi. Her öğrenciyi özel olarak takdir etti. Sonra her birinin göğsüne altın harflerle yazılı 'Ben Fark Yaratan Bir İnsanım' yazılı mavi bir kurdele taktı.

Sonra, takdir edilmenin toplumda nasıl bir etki yaratacağını görmek için bir ders projesi gerçekleştirmeye karar verdi. Her öğrenciye üç kurdele daha verdi. Kendi çevrelerinde bu takdir seremonisini yapmalarını söyledi.. Bir haftanın sonunda öğrenciler sonuçlarıyla birlikte sınıfta sunum
yapacaklardı.

Sınıftaki çocuklardan biri bir şirkette alt derecede yönetici olarak çalışan bir adama gitti. Ona kendisine kariyer planlamasında yardımcı olduğu için şükran duyduğunu söyledi ve göğsüne mavi kurdele taktı. Sonra ona iki kurdele daha verdi. 'Takdir etmekle ilgili bir sınıf projemiz var' dedi. Onun da takdir ettiği bir kişiye gidip göğsüne mavi bir kurdele takmasını ve üçüncü kurdeleyi ona verip onun da aynı şeyi bir başkasına yapmasını söyledi. Takdir seremonisi böylece sürüp gitmeliydi. Genç yöneticiden kendisini de sonuçtan haberdar etmesini rica etti.

Aynı gün akşama doğru, genç yönetici, üst düzey yöneticisinin odasına gitti. Üst düzey yönetici asık suratlı ve huysuz bir insan olarak tanınıyordu. Genç adam, yöneticisine oturmasını rica etti ve yaratıcı bir dehaya sahip olduğu için ona hayranlık duyduğunu ifade etti. Yönetici şaşkınlık içindeydi. Genç yönetici mavi kurdeleyi göğsüne takmak için izin istedi. Şaşkın vaziyetteki üst düzey yönetici'Tabii, olur' dedi.

Genç yönetici mavi kurdeleyi, patronunun ceketine, yüreğinin üzerinde bir yere taktı. Üçüncü kurdeleyi de ona uzatarak, 'Bana bir iyilik yapar mısınız? Bu ekstra kurdeleyi alıp, takdir etmek istediğiniz birinin göğsüne takar mısınız? Bu kurdeleleri bana veren liseli çocuk bir okul projesi hazırlıyor ve takdir seremonisinin insanlarınasıl etkilediğini araştırıyor' dedi..

O akşam, üst düzey yönetici evine geldi ve on dört yaşındaki oğluna kendisiyle konuşmak istediğini
söyledi.

'Bugün başıma olağanüstü bir şey geldi.Ofisimde oturuyordum ve genç yöneticilerimden biri odama girdi. Bana hayranlık duyduğunu yaratıcı bir deha olduğum için bana mavi bir kurdele taktı. Düşünebiliyor musun? Benim yaratıcı bir deha olduğumu düşünüyor. Sonra üzerinde 'Ben Fark Yaratan Bir İnsanım' yazan bu kurdeleyi ceketime, yüreğimin tam üzerine iliştirdi. Bana fazladan bir kurdele daha verdi ve benim de takdir ettiğim birisini bulmamı söyledi. Eve gelirken arabada kurdeleyi kime takacağımı düşünüyordum ve seni düşündüm. Seni takdir etmek istiyorum' dedi.

'İş hayatında günlerim çok yorucu geçiyor. Eve geldiğimde sana pek fazla ilgi gösteremiyorum. Bazen sana okul notların iyi olmadığı ya da odan çok dağınık olduğu için bağırıyorum, ama bu akşam, seninle beraber olmak istiyorum ve sana hayatımda nasıl fark yarattığını söylemek istiyorum. Annen ve sen hayatımdaki en önemli insanlarsınız. Sen harika bir evlatsın ve seni seviyorum!'

Çocuk şaşkınlık içindeydi ve ağlamayabaşladı, ağlıyor ağlıyor ağlıyordu. Ağlamasını durduramayarak hıçkırıklara boğulmuş, katıla katıla ağlıyordu.. Tüm bedeni hıçkırıklarla sarsılıyordu. Gözyaşları kucağına damlarken, başını babasına doğru kaldırdı, titrek bir sesle, 'Ben de yarın intihar etmeyi planlıyordum baba. Çünkü beni sevmediğini düşünüyordum.'

Babanın takdiri, çocuğun hayatında büyük fark yaratmıştı. Yaşamla ölüm arasında bir fark.

Herkes takdir edilmek ister ama takdir etmek konusunda cimriyizdir nedense. Daha doğrusu birisiyle
ilgili olumlu düşünce ve duygularımızı dile getirmeyi pek aklımıza getirmez, nasıl olsa onların bunu bildiklerini ya da hissedeceklerini varsayarız.

Bugün fark yaratan insan ol. Sevdiklerini, hatta çok yakından tanımadığın halde takdir ettiğin kişileri takdir etmek için adım at. Takdir edilmek yaşama sevincini ve gücünü artırıyor.

İster mavi kurdeleyi, ister kırmızı kalpli mavi kurdeleyi takdirinin sembolü olarak ver sevdiklerine,
öğrencilerine, çalışanlarına, patronuna, bakkalına, kapıcına. Birilerine 'iyi kivarsın' dediğimizde kendi
varlığımızı da onaylamış oluyoruz. Var eden var olur. Varolmanın dayanılmaz hafifliği bu.

Birisini seviyor musun? Ona söyle.

Birisi senin hayatını olumlu etkiledi mi? onatelefon et. Hayatında fark yaratan birileri oldu mu? Onlara mektup yaz, not yaz, kart yaz ya da e-mail gönder.

Bu insanlara duygularını ifade etmek için bir gün daha beklemeden harekete geç. Özellikle yazılan şeyler, daha kalıcı olur. Çekmecende sakladığın mektupları bir düşün. Yazılarak paylaşılan duygular özeldir. Bu mektupları, kartları özellikle kendini mutsuz hissettiğin günlerde okumak, bir antidepresan ilaçtan çoook daha etkilidir; ne kadar şanslı ve mutlu olduğunu hissedersin birdenbire.

Hayat, söylenmemiş sözleri ertelemek için çok kısadır. Yazdığın birkaç cümle, öylesine büyük fark yaratabilir ..

    ♥♥ 22.06.'08  -  20.06.'10 ♥♥


#139 hiç

hiç
  • V.i.p.
  • 3901 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 05 maart 2010 - 00:45

Basit Bir Tercih

ilk Müslüman Türk Devletlerinden biri olan Gazneliler devletinin en büyük ve değerli hükümdarlarından biri olan ve tarihte ilk defa “sultan” adını alan Sultan Mahmud, İslamı yaymak için Hindistan’a on sekiz sefer düzenlemişti İşte bu seferlerden birinde çok şiddetli bir direnme ile karşılaşmış, zafer kazanacağından şüpheye düşmüştü Tam bu zor durumda iken Allah’a şöyle yalvardı: “Ey Rabbim, bu savaştan galip çıkarsam, aldığım bütün ganimetleri yoksullara dağıtacağım ”
Neticede Sultan Mahmud galip geldi ve çok kıymetli ganimetlere sahip oldu Gazne’ye döndüklerinde elde ettikleri bütün ganimetleri yoksullara, muhtaçlara dağıtmaya başladı Fakat bazı vezir ve komutanlar araya girip, “Aman Sultanım ne yapıyorsunuz, bunca değerli ganimetler, altınlar, inciler fakir fukaraya dağıtılır mı? Hem onlar bunların kıymetini ne bilecek? Üstelik devletin hazinesinin bunlara ihtiyacı var” diyorlardı Sultan Mahmut bunu Allah’a verdiği sözün gereği olarak yaptığını, kendisi için bir adak olduğunu söyledi Adamları yine itiraz ettiler: “Efendimiz önemsiz olanları dağıtın, değerli olanları hazineye ayırın, bütün memleketin bunlara ihtiyacı var” dediler Sultan Mahmut’un kafasını karıştırdılar O zamanda Gazne’de yaşayan, doğruyu ve hakki kellesi pahasına söylemekten çekinmeyen âlim ve fâzıl büyük bir zat vardı Sultan Mahmud onu ça ğırtıp durumu anlattı ve fikrini sordu O büyük zat şöyle dedi:

“Sultanım bunda kararsızlığa düşecek bir taraf yok Çok basit bir tercih karşısındasınız Eğer Allah’a bir daha işiniz düşmeyecekse hemen adamlarınızın dediğini yapın, ganimetleri hazineye koyun Ama Allah’a tekrar işiniz düşecekse verdiğiniz sözü tutun, adağınızı yerine getirin, ganimetleri yoksullara dağıtın”

Cemel Dosce


#140 Doğan

Doğan
  • Super Moderator
  • 9325 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 05 oktober 2010 - 20:43

Citeren

Modern zamanların birinde köyde yaşayan bir adam varmış. Çok severek evlendiği halde daha ilk aylardan itibaren eşi ile sorunlar yaşamaya başlamış. Eşi ile arasındaki ilişki ciddi düzeyde bozulmuş. Babasına danışmış. Babası, ona bir bilge önermiş ve o bilgede evlilikte mutluluğun sırrının bulunduğunu söylemiş. Adam bu bilgeyi merak etmiş. Bazı köylüler o bilgenin deli olduğunu ve boş yere kendisini yormaması gerektiğini defaatle dile getirmesine rağmen adam, babasına güvenmiş.

Adam, tüm işini gücünü bırakıp bilgenin köyüne doğru yollanmış. Köye vardığında bilge, bozuk bir saati teenni ile tamir etmeye çalışıyormuş. Adam selam verip bilgenin yanına oturmuş. Meramını güzel bir dille aktarmış. Bilge, sükûnetle adamı dinledikten sonra içeri gitmiş ve elinde kırık bir sandalye ile geri dönmüş. Hiçbir şey demeden sandalyeyi adamın önüne koymuş ve tamir etmesini istemiş. Adam “Ben tamirden anlamam” dese de bilgenin vardır bir bildiği diye elinde sandalye ile odadan çıkmış. Gün içinde köylülerden çekiç, çivi, testere temin etmiş. Bunları temin ederken istediğini güzelce istemesini öğrenmiş. Gün boyu uğraşmış ve sandalyeyi tamir etmiş. Bilgenin yanına varmış ama bilge sadece “Yarın görüşürüz” demiş.

Ertesi gün bilge, sabah erkenden adamın yanına gelmiş. Adamın önüne bir bisiklet lastiği bırakmış ve patlayan bu lastiği onarmasını istemiş. Adam daha önce lastik tamiri namına bir şey görmediği için şaşakalmış. Nasıl yapacağını bilgeye sormuş ama bilge ona bunu kendisinin bulması gerektiğini söylemiş. Adam 2-3 günlük bir uğraşının sonunda lastiğin patlak yerini bulup, lastiğe yama yapması için gerekli parçayı tedarik edip, uygun yapıştırıcıyı kullanarak tekeri tamir etmiş.

Bu görev sonrasında bilgenin yanına varmış. Bilge, adama teşekkür etmiş. Ardından adamın önüne basit bir elektrik süpürgesi bırakmış. Bozulan süpürgeyi tamir etmesini, bunu yaparken kendi başına yapmasını, malzeme gerekirse kasabadan alabileceğini söylemiş. Adam iyiden iyiye sinirlenmeye başlamış. Bilgenin, köyün tamir işlerini ona yaptırdığını ve parasını cebe indirdiğini düşünmeye başlamış. Ne var ki, bilgenin dediğini yapmaktan başka çaresi de yokmuş.

Günlerce uğraşın sonunda adam, sorunu tespit etmiş. Bu esnada, tamir yapabilmek için önce sorunu tespit etmek gerektiğini kavramış. Sorunu tespit etmeden iş yapmanın boşa iş yapmak olduğunu anlamış. Ongünler süren uğraşın sonunda, çalışan bir süpürgeyle, gururla ve merakla bilgenin yanına çıkmış. Bilge, hafifçe gülümsemiş ve teşekkür etmiş. Adama son bir görevinin daha olduğunu söylemiş. Onu yanına almış ve köyün bir köşesinde hareketsiz duran bir traktörün yanına götürmüş.

“Şimdiye kadar sana verdiğim tüm görevleri yerine getirdin. Bu traktör bozuk, bunu da tamir edersen sana evlilikte mutluluğun sırrını vereceğim” demiş.

Adam, canı çok sıkılmasına rağmen diyecek bir şey bulamamış. “Bari son görevi yapıp şu merak ettiğim sırrı alayım” demiş. Ayrıca babasının dostu olan bilgeye saygısızlık etmek de istemiyormuş. İşine koyulmuş ancak traktörün nasıl çalıştığını bile doğru dürüst bilmiyormuş. Artık her sabah erkenden kalkıyor, traktörün başına gidiyor, ne yapacağını, sorunun nerede olabileceğini düşünüyormuş. Traktörün çalışma sistemini anlamak için günlerce, çalışan traktörlerin nasıl çalıştığını incelemiş. İki aya yaklaşan bir uğraşın sonunda sorunu tespit edip çözebilmiş. Bu süreç içinde sabretmeyi de öğrenmiş. Onardığı traktör ile bilgenin huzuruna çıkmış:

“Efendim, bu iş de tamamdır. Artık bana sırrı verin de evime gideyim. Nedir evlilikte mutluluğun sırrı?

Bilge adama bakmış, gülümsemiş, “Tamam evladım, artık gidebilirsin” demiş.

“Nasıl yani, hani bana sır verecektiniz?”

Bilge, “Ben sana vereceğimi verdim evlat. Hadi yolun açık olsun.” diyip ayrılmış. Adam, sinir küpüne dönmüş bir halde köyden ayrılmış. Eşinin, ailesinin yanına dönmüş. Ne öğrendiğini soran konu-komşuya bir cevap verememek onun keyfini iyice kaçırmış.

İki gün sonra, eşi ile arasındaki ilişkilerde yine sorunlar yaşamaya başlamış. İlişkileri, iletişimleri ciddi oranda bozulmuş. Ancak adam bu ilk ilişki bozulmasında şunu fark etmiş: Daha önceleri iletişim ve ilişki bozulduğunda aklına hep “Bu ilişkiyi bitirmelisin. Başka insan mı yok? Hoşuna gitmediyse bırak” gibi düşünceler geliyormuş. Ancak bilgenin yanından döndükten sonra aklına gelen düşünceler “İlişkimizi nasıl tamir edebilirim? Sorunun kaynağı neresi acaba? Sorunu nasıl tespit edebilirim. Bozulan bir şey tamir edilebilir. Birazcık sabırlı olmalısın” şeklindeymiş.

Adam, işte o zaman bilgenin büyüklüğünü anlamış. Bilgenin, bozulan şeylerin tamir edilebileceğini ve sabrı gizliden gizliye kendisine öğrettiğini fark etmiş. Bilgeye olan saygısı kat be kat artmış. Gerçekten de adam, öğrendiği sırla evliliklerinin yaralarını eşini de yanına alarak onarmış. Her ikisi de mutlu bir evliliğe yelken açmış.


Alıntı.

Veranderd door Doğan, 05 oktober 2010 - 20:55

Boğulmak için okyanusa gerek yok, bir yudum su yeter.


#141 Turkmeneli

Turkmeneli

    IraqiTurkmen

  • Evenement Poster
  • 1826 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 05 oktober 2010 - 20:53

Citeren

Kardelenle Serçe

çıkarıp incecik boynunu karın altından
seslendı soğuktan büzüşmüş serçeye kardelen.
-üşümüşsün titriyorsun kardeş
oysa kanatların var senin özgürlüğe eş
birazdan kara bulutların ardından çıkar güneş,
yeter ki benim gibi umudunun toprağını eş
serçe tükenmiş bir yılgınlık içinde
cevap verdi topraktan gelen bu sese
-senin vücudun alışık kara soğuğa
beni narin yaratmış yazık ki mevla
biraz daha soğursa böyle hava
teslim olacağım ölümcül beyazlığa
öfkelendi,diklendi kardelen
-mücadele etmeden teslim olmak mıdır elinden gelen?
aç kanatlarını, karlarından silkelen
hayatta kalmak değil mi mücadelen?
serçe çırpındıkça çırpındı
kardelen sözlerinde haklıydı
mademki karı delip çıkıyor bu nazlı çiçek
serçenin gücü niye olmasın mücadele edecek?
açıp kanatlarını özgür göğe
yaptı gayretle uçmak için birkaç hamle
yükseldikçe yerden meydan okudu ölüme
güven, güç geldi bu küçük bedene
başarmanın sevinciyle uçtu süzüle süzüle
kardelen baktı peşi sıra serçenin
kaderiydi ardından bakmak,böyle her gidenin
güneş çıktığında bükülecek olsa da narin boynu
mücadelenin sembolu olacak ömür boyu
istenip de yapılmayacak ne var yeryüzünde
yeter ki biraz cesaret olsun özünde
(FE)  

Recep Erdoğan


Unutulmus Türk menem


#142 sayha

sayha

  • V.i.p.
  • 10217 berichten
  • Geslacht:Onbekend :)

Geplaatst op 17 mei 2011 - 22:25

Bir sûfi Bağdat pazarını gezerken bir ses duydu.

Bir satıcı; “ Bir hayli malim var, çok ucuza satıyorum,alan yok mu?” diye bağırıyordu.

Sûfi satıcının yanına yaklaştı ve:

“Ucuza satıyorum diyorsun, hiç’e de verir misin?” diye sordu.

Satıcı: “ Git başımdan be adam! Sen deli misin ki? Kim HİÇe karşılık başkasına bir şey verir?"

Sûfi: “Allah veriyor” dedi.

“Üstelik HİÇe karşılık her şeyi veriyor, istersen daha da fazlasını ihsan ediyor.”

hiç kimse vazgeçilmez değildir,
vazgeçtiklerim bunu iyi bilir.





0 gebruiker(s) lezen dit onderwerp

0 members, 0 guests, 0 anonymous users