Springen naar inhoud


Most Liked Content


#1722853 Ilk askim; BABAM'a

Geplaatst op asudece aan 28 maart 2011 - 15:44

Ilkbahar geldi...
civil civil disarisi...
günes tüm isiltisiyla her yeri aydinlatmaya calisirken, bunun tadini cikarirken herkes, benim bogazimda dügümler cogalir da durur bu dönemler..
Bu vakitlerdi yine 2 yil evvel;
hayatimiza mükemmel yön veren ve anlam veren sen... birden zorlu bir mücadele ile bas basa birakilmistin bu dönemler...

Yakistiramamistik sana.. tipki bu mevsime yakismadigi gibi o teshis. beynimizden vurulmusa döndük, hazm edemiyorduk. inanamiyorduk, kabullenemiyorduk.
biz bile bunu anlamakta güclük cekerken, sen gercegini nasil yasamistin baba?


Veda edisimizin resmiydi...
Ellerinin sicakligini his ediyorum halen babam.
Ellerinin sicakligini his ediyorum hayalini ve ismini yasatiyorum, ama bu kadar...
hani derlerya, "yaninda his edersin, o seni görüyor"
.. bu sacmaligi kim demisse iyi uydurmus Baba, ama cani gönülden inanmak istemisimdir hep.
Ben seni yanimda his edemiyorum ki baba, seni cok özlüyorum, yoksunki! zaman gectikce de daha cok yoksun! yoklugun daha belirgin oluyor. yok öyle bahs ettikleri bir "varlik" hissi...

baba demeyi ozledim.
baba nedir bilemeyenler de var. onlarin acisina hakaret etmek istemiyorum.
ama kendi yasadigim acininda gün be gün artmasina zaman gectikce cogalmasina anlam veremiyorum.

Yeri doldurulamayan yagane varlik; ilk askim, canim babam. yorgun ellerine, ilactan cansizlasmis ve fersizlesmi o tirnaklarina kurban olurdum. ama o nu da nasip etmeyince yaradan öyle kala kaldik iste cansiz elini tutarak yaninda.

öpüyorum ellerinden. ve tüm babalarin ellerinden.

Geplaatste afbeelding


#1737573 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op Ciiii aan 25 september 2011 - 18:38

Geplaatste afbeelding
Güzel kızım.....


#1719311 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op BERK aan 06 maart 2011 - 18:12

İrtica vaar gel vatandaş geel. Mahallenin çocuklarının beyni yıkanıyor...

Geplaatste afbeelding


#1641970 "Sana Gelmek İçin Çok Geç Baba!"

Geplaatst op Azad aan 09 maart 2010 - 17:06

"Sana Gelmek İçin Çok Geç Baba!"

Ömer ve Özlem yaşadıkları şehirde bulunan büyük bir alış-veriş merkezinde buluştular. Sabah erkenden evden beraber çıkmış ve öğleden sonra buluşmak üzere okullarına gitmek üzere tren istasyonunda ayrılmışlardı. Özlem Amsterdam’da Hukuk öğrencisiyken, Ömer ise Rotterdam’da  Tarih Öğretmenliği bölümü öğrencisiydi. O gün ikisinin de dersleri sadece sabahüstü vardı. Öğleden sonra, babalarından habersiz,  buluşarak ona güzel bir hediye almak için daha uygun bir zaman bulamazlardı.

Babalarına bir hediye alarak ona sürpriz yapma fikri Ömer’den çıkmıştı. Ömer, birgün babasıyla her hafta kaçırmadan izledikleri dizilerini seyrederlerken, dizideki bir baba oğul sahnesinde babasının gözlerinin dolduğunu fark etti. Dizinin o haftaki bölümünde, baba ne kadar da büyüdüğünü fark ettiği oğluna bakarak geçmişe dalar ve sokakta beraber yürürlerken, düşmemek ve kaybolmamak için, oğlunun sıkı sıkıya kendisinin elini tuttuğu bir günü hatırlar. Şimdi oğlu büyümüş ve babasına yardımcı olmaktadır. Dün kendisinin her adımında yardımcı olduğu oğlu, bugün büyümüş ve ona yardımcı olmaktadır. Bunları anımsadıktan sonra Allah’a şükreden babanın gözleri dolar. O sıra da Ömer de kendi babasının gözlerinin dolduğunu fark eder.

Ömer o akşam uyumak için yatağına uzandığında hala babasının gözlerinin dolduğu o anı düşünmektedir. Babasının gözlerinin neden dolduğunu anlamak istemektedir. Dizideki baba ve oğulun ilişkisi ile kendisinin ilişkisini karşılaştırır.

Dizide babasını çok seven, onu hiç kırmayan ve her zaman ona yardımcı olmaya çalışan genç bir adam portresi çizilmiştir oğul için. Baba ise anlayışlı, oğlunun önüne sürekli engel ve yasaklar koymayan, her konuda onun da fikrini soran ve oğlunu hiçbir zaman zor duruma düşürmek istemeyen, oğlunun aldığı kararlarda onu her zaman destekleyen ve mutlu olması için elinden geleni yapan bir babadır.

Ömer babasının dizideki baba ile bazı farklılıkları olduğunu fark eder. Babası dizideki babaya göre biraz daha sert bir insandır. Kendi doğruları ve prensipleri olan, bunlara sıkı sıkıya bağlı ve evlatlarının da bunlara göre yaşaması için elinden geleni yapan bir babadır. Ancak öte yandan seçimi ise, sonuçlarına katlanmak şartıyla, her zaman evlatlarına bırakmaktadır. Bu açıdan dizidekiye babaya benzemektedir Ömer’in babası. Çocukluğundan bu yaşına kadar geriye dönüp baktığında, babasının sürekli kendisini koruduğunu, yardımcı olmaya çalıştığını, onu maddi açıdan hiç kimseye muhtaç etmediğini ve sürekli tavsiye ve öğütlerde bulunduğunu hatırlar.

Ömer’i en çok rahatsız eden de, bu tavsiye ve öğütler olmuştu.  Özellikle okulu ve nasıl yaşaması gerektiği ile ilgili tavsiye ve öğütleri onu en çok sıkan zamanlardı. Her zaman, "bu yaşlı adama hala onun zamanında yaşadığımızı mı sanıyor, artık zaman değişti ve bunun farkında değil, bizim de bu zamanda onun zamanındaki gibi hareket edebileceğimizi sanıyor..." gibi düşüncelere dalardı. Babası eski hatıralarından bahsettiğinde ise, "bu hatıraların yaşadıkları zamanla ne bağlantısı var ki..." diye düşünerek sıkılırdı.

Sonra kendisi ile dizideki oğul karakterini karşılaştırdı. Kendisinin dizideki oğul karakteriyle nerdeyse hiçbir ortak yanının olmadığını fark etti. Dizideki oğul karakteri babasını hiç üzmemeye çalışıyor, atacağı adımlarda babasının fikrini soruyor ve çoğunlukla ona göre hareket ediyordu. Babası ne zaman çağırsa, iki eli kanda da olsa yanına koşuyordu. Babasının hayat tecrübelerinden faydalanmaya çalışıyor ve onun başından geçenleri dinlemeyi çok seviyordu. Hatta çoğunlukla babası bu tecrübelerinden bahsetsin diye, o sorular soruyordu.

Ömer ise ne zaman arkadaşlarıyla bir yerde oturuyor olsa ve babası arasa ya telefonu açmaz ya da babasının yanına gitmemek için bin dereden su getirirdi. Hep ders çalıştıklarını, ya da dersi olduğu gibi mazeretlerle babasını başından atardı. Babası bir muhasebeciydi ve kendi muhasebe bürosu vardı. Sık sık Ömer’den yardım istediği halde Ömer çok nadiren yardıma gider, o bürodan içeriye adım bile atmak istemezdi.

Acaba, babası dizideki o sahneyi gördüğünde, bu yüzden mi gözleri dolmuştu? Bu yaşına kadar hep koruduğu, desteklediği, yardım ettiği oğlu kendisini hiç desteklemiyor, çok başına buyruk yaşıyor ve hep kendisini küçümsüyor gibi mi his etmişti babası? Ömer babasının bundan ötürü mü hüzünlendiğini bilmiyordu, ama bunları fark etmiş olması bile kendisini yeterince utandırmıştı. Hemen babasına artık öyle davranmayacağına dair kendi kendine söz verdi ve babasına en kısa zamanda bir hediye almaya karar verdi. Babasının doğumgünü gelmiyordu veya babalargünü gibi herhangi bir özel gün de geliyor değildi. Bu tip günlerde kızkardeşiyle beraber daha önce babasına hediye almışlardı. Ama bu hediyeyi önemli kılacak olan, herhangi bir özel gün olmadığı halde gönlünden gelerek alacak olmasıydı.

Sonra kendisinin hediye almak konusunda çok iyi olmadığını hatırladı ve kızkardeşi Özlem’den yardım almaya karar verdi. Hemen yatağından kalktı, hala uyanık olan ve ders çalışan kızkardeşinin yanına giderek olan biteni ve kararını anlattı. Kızkardeşi bunları Ömer’den işitiyor olmaya bir taraftan şaşırıyor, öbür taraftan seviniyordu. Ertesi gün öğleden sonra buluşmaya karar verdiler.

Alış-veriş merkezinde hediye olarak ne alalım diye kara kara düşünerek o mağazadan bu elektronikçiye giriyorlardı. Mart olması, normal şartlarda Hollanda’da artık baharın geliyor olması gerekirken, havalar bir türlü ısınmak bilmiyordu. O gün de hava çok soğuktu ve sıcaklık sıfırın altında 1 dereceydi. Ömer’in ne kadar soğuk diye homurdandığını duyan Özlem ne almaları gerektiğini bulmuştu. Bir atkı alalım diye Ömer’e düşüncesini açıkladı. Ömer de zaten soğuklardan şikayetçi olduğu için hemen evet dedi. Özlem siyah renkte uzun bir atkı seçti babasına ve hediye paketi olarak paketlediler.  Akşam yemeğinde, Ömer babasına hediyeyi verecekti.

Akşam olduğunda, hiçbir şeyden haberi olmayan anneleri, akşam yemeği için sofrayı her zamankinden daha güzel donatmıştı. Sanki o akşam için güzel şeyler planlandığını hisetmişti. "Baban gelmek üzeredir," dedi Özlem’e, "tam zamanında bütün hazırlıkları bitirdik."

O sırada oturma odasında televizyon izleyen Ömer’in telefonu çaldı. Arkadaşı Ufuk kahveye maç izlemeye gelip gelmeyeceğini soruyordu. Galatasaray’ın maçı vardı ve bütün maçları arkadaşları ile kahvede seyrederdi Ömer. Arkadaşının sorusu üzerine düşünmeden evet dedi Ömer. Biraz sonra babası Ahmet bütün bir haftanın vermiş olduğu yorgunluk her halinden okunur şekilde kapıdan girdi. Koltuğa Ömer’in yanına oturdu. Bacaklarını uzattı ve "nasılsın evlat" diyerek oğlunun sırtına dokundu. Ömer, "iyiyim baba" dedi, "biliyorsun yarın Cumartesi ve 2 gün dinleneceğiz" diyerek gülümsedi. Sonra, "sen nasılsın baba?" diye sordu. Babası bir iç çekerek ve önce sağ sonra sol kolunu acı çeker gibi okşayarak, "çok yorgunum evladım, biliyorsun bu aralar müşterilerimizin yıl sonu muhasebelerini yapıyoruz ve bu bizim çok yoğun çalışmamızı gerektiriyor. Aslında bu akşam birkaç saat büroda kalıp çalışmaya devam etmeyi düşünüyordum, ama annen yemeğe gelmem için çok ısrar etti telefonda. Belki yarın öğleden sonra büroya giderim." diyerek sözlerini bitirdi. Ömer o sırada hiç yardıma gitmediği için kendi kendine kızdı ve yarın babası büroya çalışmaya gidecek olursa onunla beraber gitmeye karar verdi.

Biraz sonra yemeğe geçtiler. Babası hala çok yorgun görünüyordu. Sofrada babasının en çok sevdiği yemekler vard. Bu biraz babasını mutlu etse de bir sıkıntısı olduğu her halinden belliydi. Anne, Hatice Hanım sıkıntısının ne olduğunu öğrenmek için çok ısrar etse de Ahmet Bey’den yorgun olduğundan başka birşey öğrenemedi. Ömer kahveye maç izlemeye gitmek için sofradan kalktı. Aklına babasına hediye vereceği geli,. O sırada Özlem de kaş göz hareketlerinde bulunuyordu. Ömer hediyeyi verip gitmesinin doğru olmayacağını düşünerek, yarın kahvaltıda veririm diye düşündü. Kahveye gitmemek aklının ucundan bile geçmedi." Ben kahveye maç izlemeye gidiyorum baba, Galata’nın maçı var biliyorsun" dedi. Babası "iyi eğlenceler oğlum, ama çok gecikme olur mu oğlum?" diye sordu. Ömer bu isteğe içten içe sıkılmış olsa da, "olur baba" diyerek çıktı.

Gece saat 10 gibi eve dönen Ömer, oturma odasında annesinin yalnız oturduğunu gördü. Babasını sorunca, yorgun olduğu için uyumaya gittiğini öğrendi. Babası, ne kadar yorgun olsa da, Cuma akşamları bu kadar erken uyumaya gitmezdi. Annesine bütün gün Özlem’le yaptıklarını anlatan Ömer, yarın kahvaltıda hediyeyi babasına vereceğini de ekledi. Annesi, "keşke önce planladığın gibi akşam yemeğinde verseydin, canı çok sıkkın gibiydi. Bu onu çok mutlu ederdi." diye düşüncelerini Ömer’le paylaştı. Ömer, "merak etme anne, yarın kahvaltıda hediyeyi veririm, sonra ailecek çıkar merkezde beraber birşeyler içeriz. Daha sonra da sinemaya gideriz. Güzel bir Türk komedi filmi var şimdi, Ata Demirer’in. Babam da yorgunluğunu ve sıkıntısını atar böylece." diyerek sözlerini bitirdi. Gözlerinden mutluluk okunuyordu. Annesi "güzel düşünmüşsün oğlum" dedi.

Daha sonra odasına geçen Ömer annesinin çığlıklarıyla dışarıya fırladı. Anne ve babasının odasına geçtiğinde babasının cansız bedeninin üstüne yığılmış olarak ağlayan ve ağıtlar yakan annesiyle karşılaştı. Biranda dizlerinin bağı çözülen Ömer kapının önüne çöktü. Dona kalmış bir şekilde gözleri babasının gözlerine dikilmişti. Babasının gözleri kapıya doğru bakıyor ve yüzü sanki birilerinin içeriye girmesini bekliyormuş gibi bir ifadeye bürünmüştü.

Ahmet Bey meğer akşamdan beri kalp ağrıları çekiyormuş. Ancak kimseyi telaşlandırmamak için ve kendiliğnden geçer düşüncesiyle sadece yorgun olduğunu söylemişti. Ancak yatağa uzandığında kalp ağrıları daha da şiddetlenmiş ve kalp krizi neticesinde vefat etmişti.

Özlem’in içeriye girmesiyle kendine gelen Ömer, başını ellerinin arasına aldı ve gözlerinden yaşlar dökülmeye başladı. Bir anda sesli bir şekilde ağlamaya ve yaslandığı duvara kafasının arkasıyla vurmaya başlayarak  "Seni çok beklettim babacığım ve artık sana gelmek için de çok geç. Sana gelmek için çok geç! Sana gelmek için çok geç! Sana gelmek için çok geç!" diye bağırarak çığlıklar içinde ağladı.


#1728772 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op asudece aan 18 mei 2011 - 23:08

Geplaatste afbeelding
"ja dag mama, ga jij nog maar lekker door met pingen of foto's uploaden."

Geplaatste afbeelding


#1725570 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op Masterpiece aan 18 april 2011 - 21:42

Sirasiyla gidecegiz Livani :D
ps; fotograf bollugundan mecbur kolaj olarak yerlestiriyorum, idare edin artik.

ilk durak Budapeşte

Geplaatste afbeelding
---


Geplaatste afbeelding
---


Geplaatste afbeelding
---


Geplaatste afbeelding


#1723443 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op Sem' aan 31 maart 2011 - 21:15

Drie knuffeltjes op een rij. Geweldig gewoon.

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding


#1694789 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op Tebessüm aan 25 oktober 2010 - 09:30

Bosna ve Hersek..

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Mostar

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Srebrenica

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding


#1726057 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op SANCAK aan 22 april 2011 - 21:40

Bosna ile devam ediyoruz: Saraybosna.

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding


#1725933 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op Masterpiece aan 21 april 2011 - 19:49

Kahve keyfini böldügüm için özür dilerim :D
---
Müezzin olan Selim abi ile sicak bir sohbetten sonra Careva Džamija (Hünkâr cami) 'nin minaresine çiktik. Söyledigine göre (ki görünüyor da) savas sirasinda yanindaki (simdi çökmeye hazir) hamam binasi ve otel büyük hasar görürken, cami ayakta durmayi basarmis. Kendisi günde bes vakit o kadar merdiveni çikip, füzeler arasinda ezan okudugunu anlatiyordu. Selamlar olsun..
Minare'den Saraybosna'ya kusbakisi kareler..

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding


Gazi Hüsrev Bey Medresesi'nin bahçesine savasta ölen ögretmen, ögrenciler ve çalisanlari için bir anit.

Geplaatste afbeelding

Svrzina kuća; Osmanli'dan kalan koruma altina alinmis bir hane.

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding


#1720755 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op Sterlicya aan 15 maart 2011 - 01:00

Istnabulda kestane keyfi

Geplaatste afbeelding

guzel koyumde ilik yagmurdan sonra

Geplaatste afbeelding


#1728007 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op Turkmeneli aan 11 mei 2011 - 00:09

Okulumuz
Vushtrri belediyesindeki - Ali Kelmandi Studime
Geplaatste afbeelding
Önce
Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding



ve SONRA
Geplaatste afbeelding

Hatiralik
Geplaatste afbeelding


#1727959 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op Crazed aan 10 mei 2011 - 21:34

Geplaatste afbeelding

Mijn Instagram collage. Foto's van het dagelijkse leven.


#1726571 Je Laatste Cijfer

Geplaatst op pepuk aan 28 april 2011 - 11:26

çok şükür çok.. een 9 voor mijn masterstage :stud:


#1726253 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op Kilim aan 24 april 2011 - 23:17

foto's verwijderd op verzoek

haha geweldige foto's
maşallah allah nazarlardan korusun


#1720498 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op pepuk aan 14 maart 2011 - 11:31

Denizli'de bir de onun 'seni seviyorun' hali ve Yozgat'ta 'seni seviyom' hali vardı ama maalesef fotograflarla belgeleyemiyorum :D


Harran'dan devam.. :(


Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding


#1713870 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op SoN_RuKiYe aan 03 februari 2011 - 21:25

:princess:
Geplaatste afbeelding


#1678560 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op Masterpiece aan 11 augustus 2010 - 14:44

Hieronder dan een preview van mijn vakantie:


Konya

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Bursa

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Samsun

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding


#1669026 Duy beni BABAM

Geplaatst op Sterlicya aan 12 juni 2010 - 22:24

Duy  Beni BABAM

Dinle icimdeki feryadi
Dinle Icimdeki susmak bilmeyen bu Atesi
bu sert Ruzgari bu coskulu Denizi
Neden  atesimi  Su sondurmuyor
Neden ruzgarimi gunes dindirmiyor
Neden denizime sukunet gelmiyor

Duy beni  BABAM

Geminin kaptani sen idin
Yonumu gosterdin elime verdin
Geriye donup baktigimda gemim yuk dolu
Mesuliyet dolu
Onume baktigimda ise sensiz uzun bir yol

Duy beni BABAM

Yanlizim hemde yapayanliz
Kocaman denizin icinde bir gemide yapayanliz
Kaptani ben murettabati ben

Duy beni BABAM

Gemi kaptansiz gitmez
Birakma elini bizden
Birakma elini gemiden
Uzaktan seyr etmeye basladin geminin gidisini
Bakma babam TUT ELIMDEN

Duy beni BABAM

Gemin  yol almiyor seniz
Bir saga bir sola savrulup gidiyor
Varacagi yerden korkuyor
Varacagi yerden kaciyor
Gunesi ariyor mujizeyi soruyor
Ama yok  hic biryerd kacisi yok

Duy beni BABAM

Birakiyorum bende kaptanligi
Gotur  beni  cikacagin yolculuga
Bu gemi seniz yol amiyor ise varsin beraber cikalim o gidecegin yere

Kizin
Zeynep K


Geplaatste afbeelding


#1726519 Hayattan fotoğraflar | 6

Geplaatst op Masterpiece aan 27 april 2011 - 22:00

Počitelj (Bosna Hersek)

Dag yamaçlarina kurulmus, Osmanli döneminden kalan bu eski köy savas zamaninda saldiriya ugrayip çok hasar görüp büyük bir bölümü yok olmustur. Ardindan yeniden insaa edilen köy bu günlerde dünya miraslar listesine aday. Yagmuruyla çamuruyla harika bir yer!

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

Geplaatste afbeelding

sorry voor de size, heb even wat conflicten met het uploaden gehad